Bilişimcilerden 2020 sonrası yaşam için 8 şok tahmin

Google’ın dahi çocuğu ve gelecek bilimcisi Ray Kurzweil, 2020’de nasıl bir teknoloji olacak sorusuna yanıt verdi. İcatlar okurken bile ürkütüyor…

Ray Kurzweil, en önde gelecekbilimcilerin başında geliyor. Bu alanda, “Spiritüel Makineler Çağı” ve “Zihninizi nasıl oluşturursunuz” adlı iki “en çok satan kitaplar listesinde” kitabı mevcut. Yaptığı tahminlerde “insansız araba” örneğinde olduğu gibi %86 haklı çıkan Kurzweil’in diğer bir ün kaynağı ise yapay zeka çalışmaları nedeniyle Google tarafından işe alınması.

İşte 2020′lerde ve ötesinde kimine göre korkunç, kimine göre ise umut verici 8 tahmin:

1. 2030′a kadar nanorobotlar beynimize takılabilecek!

Kurzweil, bu yılın başlarında verdiği seminerlerden birinde sinir sistemi içine yerleşecek nanobotlar sayesinde tam bir sanal gerçeklik yaşayacağımızı belirtiyor. Başka bir deyişle beynimiz bir “bulut” a bağlı olacak. Kurzweil nasıl kablosuz ağ ile internete bağlanıyorsak , bulut vasıtasıyla neokorteksimizi genişletmenin mümkün olacağını ve bu sayede temelde bir Matrix’te yaşayacağımızı belirtiyor.

2. Bu nanorobotlar sayesinde radikal yöntemlerle yaşam uzatmak mümkün olacak!

Kurzweil, nanotobotların insanın doğal bağışıklık sisteminde, hastalıklara karşı bağışıklık sistemine yardımcı olacağı, kanser gibi herhangi bir hastalığını yenmenin mümkün olacağını söylüyor ve bununla da kalmıyor, diğer gelecekbilimciler gibi ölümün de yenilmesi gereken bir hastalık olduğunu belirtiyor. Ona göre nanorobotların ölümü yenmenin yollarından biri olacak

3. Nanobotlar bizi daha eğlenceli yapacak

Kurzweil’e göre cyborglaşmamız bizleri daha az insan yapacağı görüşünün aksine daha çok insan yapacağı görüşünde. Kurzweil, insanların mantık limitlerinin artmasının duygusal edinimlerimizi de artttıracağını düşünüyor.

4. Her şeyi ama her şeyi 3 boyutlu yazıcılarla yapabileceksiniz

Biyoteknolojide, şehir planmada, uzaydaki ve dünyadaki araçların tamirinde sıklıkla kullanılmaya başlayan 3 boyutlu yazıcıların büyüsü Kurzweil’in de ilgisi dahilinde ve 2020′e kadar daha iyi yaşamak ve ihtiyacınız olan her şeyi 3 boyutlu yazıcılardan elde edebileceğinizi düşünüyor.

5. Ölen insanların reerkarnesi yapay zeka ile mümkün olacak

Kurzweil, bir çok kez yapay zeka sayesinde babasını geri getireceğine inandığını ve 2030′a kadar sevdiklerinizin anıları insanların beyinlerine nanorobotlar ile göndermenin mümkün olacağını belirtiyor. Ölen yakınınızın bir DNA örneklemesi ile arttırılmış gerçeklik teknolojileri ve beyninizdeki varlığı ile sanal versiyonu oluşacak.

6. Tekilliğe kavuşacağız

Kurzweil için en önemli tarihlerden biri de 2045. Bu yıl gelecek bilimcilerin “tekillik” olarak adlandırdığı ve biyolojik büyüme evriminin yerine yapay zekanın ikame ettiği zaman olacak…

Kurzweil bu konuda şöyle söylüyor: ” Teknolojik değişim hızının çok hızlanacağı gelecek dönemde, etkileri de çok derin olacak. İnsan yaşamı geri dönülemez şekilde dönüşüm geçirecek. Hem ütopyacı hem de distopyacı düşünenlere rağmen, bu çağ, ölümü de içine alan insan yaşam döngüsünden iş modellerimize kadar her türlü temayı dönüştürecek.”

Kurzweil, 2045′te yapay zekaların işlemci gücünün insan zekasının 1 milyar katı olacağını ve insan türünün asla eskisi gibi olmayacağını söylüyor.

7. Tekillik sonrası bilgisayara aklımızı yüklemek mümkün olacak

Kurzweil ve diğer gelecekbilimciler tekilliğin en önemli sonucu olarak bilgisayarla akıl yüklemenin mümkün olacağını düşünüyorlar. Bu transfer sayesinde beyin tabanlı bilişten bilgisayar tabanlı bilişe geçiş mümkün olacak.

Bu görüşe Stephen Hawking’in de katıldığını ama 2045′in bunun için erken bir tarih olacağını belirtmemizde fayda var.

8. Fiziksel bedenimizin yetkinliklerini arttırmak için sanal bedenler satın alacağız

Eğer bilgisayarla aklımızı yüklemek mümkünse, ona fiziksel bedenimizde zayıf gözüken organlarımızı daha iyi bir sanal bedenle ikame etmek de mümkün olacak. Kurzweil, sanal bedenlerin de gerçek bedenler gibi detaylı ve inandırıcı olacağı görüşünde. ” Zihnimizi yerleştireceğimiz bir bedene ihtiyacımız var ve bu türün zayıflığında çelimsiz bir biyolojik bedende yaşamak zorunda olmadığımız anlamına geliyor.”

Bu sayede tıpkı bir bilgisayar oyununda gelişkin yetkinlikleri olan bir karakter seçer gibi sanal bedenlerimiz olacak.

9. “Hızlandırılmış Kazanımlar Yasası” geleceği yönetecek

Moore yasası, transistörlerin değerinin düşmesiyle sayılarının her 18 ayda bir ikiye katlanacağını ve bu oluşum en az 10 yıl devam edeceğine dayanmaktadır. Moore daha sonra bu süreyi 24 ay olarak düzelmiştir.

Üstel büyüme üzerine tanımlanan bu kavram günümüze kadar halihazırda kabul edilmektedir. Kurzweil ise tıpkı Moore’un şimdiye kadar literatürde baz alınması gibi, “Hızlandırılmış Kazanımlar Yasası” teorisinin geleceği yöneteceği görüşte. Her yeni teknoloji, artan işlemci kapasitesi üstel bir kazanım yaratacaktır.

Bu ayrıca insanın evriminden, bakteriyel yaşama kadar bir çok süreci kapsayan yepyeni bir dönemin karşılığı olacaktır.

Singularity(Tekillik) ile bir üst safhada insan ve makinelerin bir olacağı bambaşka bir evrim anlamını taşıyan bu teorinin gerçekleşmesi, bilgi işleme hız ve kapasitesinin teknolojinin üstel olarak hızlanmasıyla mümkün.

Eğer teknoloji endüstrisi ısınma ve enerji problemlerini çözemezse Kurzweil için bu şimdiye kadar bildiği %86 lık öngörülerinin dışında kalan bir gelecek tahmini olacak.

kaynak:http://www.sozcu.com.tr/

Reklamlar

Kamu Kurumlarında PARDUS atağı


pardus  Pardus Nedir  ?
  Burdan Detaylı Bilgi Alabilirsiniz   Ayrıca Kendi Resmi Sitesinden de Bilgi Alabilirsiniz.

Bilindiği üzere  ülkemizde bilişim sektöründe kullanılan belli başlı işletim sistemleri var. Bunların   başını da Microsoft  işletim sistemleri çekiyor.

Microsoft işletim sistemleri de lisans maliyetlerinden dolayı ülkemizde lisanssız kullanım oldukça  yaygın olduğu görülmektedir. Bu oran Kamu kurumlarında daha fazla olduğu biliniyor.

Aşağıdaki grafikte görüldüğü üzere işletim sistemlerinin Haziran 2014 itibari ile kamuda kullanım durumunu vermektedir. 

kamuda işletim sistemi kullanım oranı

kamu kurumlarımızda milyonları bulan kullanıcı sayıları için ödenmesi gereken lisans ücretleri de yine milyonları $$ bulmaktadır.  Sermayenin dışarı çıkmaması için,  işletim sistemlerinin güvenlik endişeleri gibi konulardan dolayı TÜBİTAK tarafından başlatılan çalışmalar ile ulusal bir işletim sistemi yapılmak istenmiştir.  Günümüze baktığımızda pardus  işletim sistemi piyasasında henüz istediği noktada olmada başlangıç yapmıştır ve bundan sonrasında da grafiğini gün geçtikçe yükseltecektir.

Bu konunun ivme kazanabilmesi için devlet desteği şarttır. Ve devlet de gerekli desteği vermektedir. (8.06.2015 hürriyet)

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, “Kamuda Açık Kaynak Kodlu Yazılımların Desteklenmesi” eylemi gereği, Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (ULAKBİM) tarafından geliştirilen milli işletim sistemi PARDUS’un, kullanılması çalışmalarının başladığını belirterek, “PARDUS’un 2023’e kadar bir milyon 800 bin bilgisayarda daha kullanılmasını bekliyoruz ve böylece işletim sistemi ve diğer yazılım lisanslarından yıllık 2,2 milyar dolar kar etmeyi hedefliyoruz” dedi.

Işık, yaptığı açıklamada, PARDUS Projesinin 2003 yılında Başbakanlığın yönlendirmesi doğrultusunda, TÜBİTAK tarafından geliştirilmeye başlandığını hatırlattı.

PARDUS’u geliştirme çalışmaların halen TÜBİTAK ULAKBİM bünyesinde devam ettiğini belirten Işık, “62. Hükümet Programı doğrultusunda, Kalkınma Bakanlığı 2015-2018 Bilgi Stratejisi ve Eylem Planı bütünlüğünde bakanlığın öncü görevi kapsamında, ‘Kamuda Açık Kaynak Kodlu Yazılımların Desteklenmesi’ eylemi gereği, bilgi teknolojileri alanında açık kaynaklı yazılımların ve milli işletim sistemi? PARDUS’un kullanılması yönünde çalışmalara başlandı” diye konuştu.

Işık, bakanlığın gerçekleştireceği dönüşümle teknolojik olarak dışa bağımlılığı azaltmanın yanında, hizmet maliyetlerinin de düşürüleceğini ifade etti. Gelişmiş dünya devletlerinin, bilgi güvenliğini sağlamak ve siber saldırılardan korunmak amacıyla çeşitli milli sistemler geliştirdiğine işaret eden Işık, PARDUS’un, tüm bakanlık uygulamalarının üzerinde çalıştığı ortam olarak kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.

“Vatandaşlarımız, PARDUS’u güvenle kullanabilir”

Açık kaynaklı olarak geliştirilen PARDUS’un esnek ve güvenli olduğunun altını çizen Işık, işletim sistemi içeriğinde kurumsal olarak ihtiyaç duyulan uygulama ve yönetsel işlevlerin eksiksiz olarak bulunduğuna dikkati çekti. İlk sürümü 2005’te yayınlanan PARDUS işletim sisteminin, kamuda yaklaşık 20 bin, ev ortamında ise 100 binden fazla cihazda kullanıldığını hatırlatan Işık, sistemin 2023’e kadar bir milyon 800 bin bilgisayarda daha kullanılmasını beklediklerini ve böylece işletim sistemi ve diğer yazılım lisanslarından yıllık 2,2 milyar dolar kar etmeyi hedeflediklerini kaydetti.

Bilgisayar kullanıcılarına, milli işletim sistemini PARDUS’u tercih etmeleri çağrısında bulunan Işık, şöyle konuştu:

“Bu dönüşümü başlatan bakanlığımız, merkez ve taşra teşkilatı ile lisans maliyetlerinde tasarruf sağlayacak ve 2015 yılı sonuna kadar 3 bin 500 kullanıcı bilgisayarlarını bu sisteme taşımış olacak. PARDUS’u bakanlığımızın yanında, Milli Savunma Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, sağlık bakanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Halk Sağlığı Müdürlükleri, Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi ve TÜBİTAK’ın da aralarında bulunduğu 20’den fazla bakanlık ve kurum kullanıyor. Bir çok kamu kurumunda yaygın olarak kullanılan PARDUS’u, vatandaşlarımız da güvenle kullanabilir.”

internet üzerinden alınan ürünlerin 3/1 sahte

Hayatımızın her alanına etki eden internet alışveriş alışkanlıklarımızı da etkiliyor. İnternetten yapılan alışverişin her geçen gün hacmini arttırdığını belirten uzmanlar internetteki sahte ürünlere karşı uyarıyor.

ABD’de saç ve cilt bakımı sektörünün önde gelen markalarından DS Laboratories’in Türkiye Yöneticisi Engin Ulutan, Türkiye’de sahte ve kaçak ürün pazarının son yıllarda büyük bir ivme kazanarak 20 milyar dolar seviyesine ulaştığını ve internet üzerinden satın alınan her 3 üründen 1’inin sahte olduğunu belirtti. Sahte ve kaçak ürünlerin el değiştirdiği en büyük platformlardan biri olan e-ticarette taklit oranının Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre yüzde 30 seviyesine ulaştığını ifade eden Ulutan, “Online olarak yapılan tüm işlemlerin yaklaşık üçte biri, sahte ve kaçak ürünler üzerinden ilerliyor. Tüketicilerin rahatlıkla erişebildiği bu tarz ürünler, ambalajları, şişeleri ve kullanım kılavuzları ile birebir taklit edildiği için aslından ayırt edilmesi son derece zor.” ifadelerini kullandı.
KORSAN ÜRÜNDE DÜNYA İKİNCİSİYİZ

Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği’nin güncel verilerine göre Türkiye’de 15 milyar dolar seviyesinde olan e-ticaret sektörünün sahteciliğin görüldüğü en önemli alanlardan biri olduğunu söyleyen Ulutan, Türkiye’nin “Sahtecilik ve Korsanla Mücadele İçin İş Dünyası Hareketi” raporuna göre ilaçtan gıdaya, kozmetikten elektronik eşyaya kadar yaklaşık 11 milyar dolara ulaşan sahte ve korsan ürün pazarıyla Çin’in ardından bu alanda ikinci sırada yer aldığını söyledi.

“TÜKETİCİ VE ŞİRKETLERİ OLUMSUZ ETKİLİYOR”

İnternet üzerinden satın alınan ve daha sonradan sahte ya da kaçak olduğu anlaşılan ürünlerle ilgili mahkemelerde binlerce dava olduğunun altını çizen Ulutan, bu ürünlerin hem tüketiciler hem de kurumlar üzerinde olumsuz etkileri olduğunu belirtti. Ulutan, son dönemde alınan önlemlerle sahte ürünlerle etkin şekilde mücadele edildiğini ancak atılması gereken adımlar olduğunu belirterek, kullanıcıların sahte ürünlerle ilgili şikâyetlerini Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın ücretsiz Alo 136 İhbar Hattı’nı bildirebileceklerini ifade etti. (NTV)

 

4G nedir? 3G’den farkı ne?

Henüz memleket olarak 3G bağlantı ve bunun ile birlikte gelen teknolojilere yeni yeni alışmışken, 3G nin yüksek hızlı internet olarak öğrenmeye başlamışken birde bakıyoruz ki 4G diye bir kavram daha çıktı. Aslına bakılırsa bu kavram yeni çıkan bir kavram değil öyleki Bir Japon teknoloji firması ses aktarımı odaklı 2G sisteminin gelişmiş hali olan 3G’yi 1998 yılında piyasaya çıkararak, veri aktarımı odaklı teknolojiyi de dünya teknoloji pazarına çıkarmış oldu. Aynı Japon firması, dünyada henüz 3G’nin denemeleri, alışma turları yapılırken çoktan 4G teknolojisinin adını duyurmuştu bile. Avrupa’nın 3G ile tanışmasından 1 yıl sonra yani 2004 yılında Japon şirketi 4G’nin denemelerini yapmaya başladı. Altyapı problemleri ve maliyetli oluşu sebebiyle ülkemizde 3G’ye geçiş 2009 yılında gerçekleşti.

4G teknolojisinin en büyük getirisi kablosuz ortamda yüksek çözünürlük sunması olacak. Bugün kullandığımız internet hizmeti aracılığıyla mobil olarak yüksek çözünürlüklü bir video ya da TV kanalı izlemek hayal gibi. Hele ki bu işi cep telefonundan yapmak istiyorsak umduğumuz kalitenin yarısına bile ulaşmamız imkansız. Ama4G teknolojisi bize yüksek çözünürlüğün kapılarını ardına kadar açıyor. Telefonlarda 100 Mbit, bilgisayarlarda ise 1Gbit hızı hedefleyen 4G, her ne kadar 3G’nin üst modeli gibi gözükse de hız ve sinyal kalitesi bakımından devrim sayılabilecek nitelikte.

Bağlantı hızı cep telefonlarında 100 Mbps, Wi-fi ağlarda 1Gbps’dir. Aynı zamanda wimax band genişliği ile aynı boydadır. Bir 4G sistemi, daha önceki nesillerden (3G, 2G vs.) daha yüksek veri hızı sağlayarak; ses, veriler ve devamlılığı olan çoklu kitle iletişimini kullanıcılara ulaştırma amacıyla uçtan uca IP çözümü sağlar.

En büyük yeniliklerden biri ise MIMO adı verilen çoklu giriş-çıkış sistemi olacak. Bu sistem hem bant genişliğini (bandwidth) hem de sinyal gücünü artıracak. Bant genişliğinin 15 Mbps’ye ulaşması hedefleniyor. Bu yeni teknoloji sayesinde cihazlar şebeke ile daha sık iletişim halinde olacak, bu sayede verilen birçok hizmetin kalitesi kat kat artacak.

3G ve 4G Arasındaki Farklar Nelerdir?

1G, analog cep telefonlarını temsil ederken, 2G dijital cep telefonlarını temsil ediyordu. 3G ve 4G’ de işler değişti.

Her bir yeni jenerasyonu (G) kullanabilmek için genellikle istediğiniz jenerasyonu destekleyen bir telefon edinmediniz gerekmetedir, diğer bir seçenek ise (eğer telefonunuz destekliyorsa) bazı yükseltmeleler ile bir üst jenerasyona geçebilirsiniz.

ABD’de 2003 yılında ortaya çıkan 3G, mobil genişbant sağlamayı amaçlıyordu ve minimum 144 Kbps internet hızı vaad ederken bugün 3G’nin birçok çeşidi var ve bunlar 400 Kbps ile 4000 Kbps arasında hız sağlayabiliyor.

4G LTE günümüzde kullandığımız 3G teknolojisinden 10 kat daha hızlı bir alt yapıya sahip. Bu alt yapıyla saniyede 100 Mbit ile alt yapının kalitesine göre 1 Gbit hıza ulaşılabiliyor

4G WiMax (IEEE 802.16) standartlarını kullanıyor. Özetlemek gerekirse bu alt yapı hizmete girdiğinde evinizde kablo ile aldığınız internet hızlarına mobil cihazlar ve laptoplar üzerinden ulaşabileceksiniz.

Örneğin: 4G hız açısından 3G ve 2G’ye göre gerçekten hızlıdır. 4G ile 1 DVD’yi 30 saniyede kablosuz ağdan gönderebilir, 1 GBPS’lik bir hızla, 100 MP3 dosyasını (yaklaşık 300 MB) 2,4 saniyede, bir film CD’sini (800 MB) 5,6 saniyede ve 20 dakikalık bir HDTV yayınını 12,5 saniyede indirebilirsiniz.

4G ile anında haberleşme desteği sağlanırken 3G yüksek hızlı haberleşme desteğini sağlar. 2G görüntülü konuşma sağlamaz, pek de hızlı dosya transferi yapamaz.

3G ile bir filmi (800 MB) 7 dakikada indirirken, 4G bir filmi (800 MB) 5,6 saniyede indirmenizi sağlar.

4G kullanırken bunlara dikkat!

* Sıklıkla video seyredenler ve cep telefonunu kullanarak laptop’una internet bağlayanlar için 4G gayet faydalı.

* Ayrıca büyük miktarlarda veri transferi yapıldığında 4G büyük bir avantaj sağlıyor fakat burada devreye internet limiti giriyor. 4G’nin sağladığı hız kotayı çabucak aşabilir.

* Ayrıca telefonunuzun pil ömrü sizler için önem taşıyorsa, LTE’li telefonlarda pile büyük yük bindiğini bilmelisiniz. Pil ömrü sizler için yüksek hızlı internetten daha önemli ise 3G yeterli olacaktır.

4G, Türkiye’ye ne zaman geliyor?

4g1_2110Türkiye’de 4G LTE teknolojisi için alt yapı çalışmaları hızla ilerliyor. 2015 yılında geçilmesi planlanan teknoloji için Turkcell tarafından yapılan Türkiye’nin ilk 4G LTE testi başarılı oldu.

Kartal ve Maltepe arasının seçildiği 3.3 kilometrelik alanda yapılan Turkcell ve Ericson ortak sokak testi gerçekleştirdi.

Gerçek zamanlı olarak 4G üzerinden video izleme, HD video konferans testi yapıldı ve hareket halindeki Turkcell Otobüsü ile Turkcell Kartal Plaza’daki test odası arasında LTE şebekesi üzerinden bağlantı kuruldu.

Hareket halindeki otobüste bulunan LTE kullanıcısı, test odasındaki bir başka LTE kullanıcısının internete çevrimiçi yolladığı bir HD video içeriğine erişti ve farklı her iki mekandaki katılımcılar aynı anda bir HD video izledi. Bu sırada mekanlar arasında HD video konferans gerçekleştirildi.

2009 yılında laboratuar ortamında gerçekleştirilen 4G testlerinde 170 Mbps hıza ulaşan Turkcell, 2015 yılından sonra LTE Advanced ile 1 Gbps’lik data hızına ulaşmayı hedefliyor.

Ulaştırma Bakanı: Yeni operatör geliyor

04.03.2015 tarihinde Hürriyetin verdiği habere göre ise,

Ulaştırma Bakanı Lütfi Elvan 4G sürecinin başlatılmasıyla ilgili basın toplantısı düzenledi. Elvan Burada dördüncü operatörün geleceğin belirtti.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan 4G ihalesi ile ilgili belirlenen model ve yol haritasının açıklandığı toplantıda şunları söyledi:

• 4G ihalesinde 800, 900, 1800, 2100 ve 2600 megahertzden toplam 390 megahertzi ihale edeceğiz

• Her bant için ayrı ayrı ihaleye çıkılacak

• 4G yetkilendirme ihalesini Mayıs ayında tamamlayıp yıl sonunda hizmeti vatandaşlara sunacağız

• 4G ihalesinde yeni bir işletmeciye de yer açacağız

• 4. Operatör sadece 2600 Mhz frekans bandı için olabilecek ve diğer operatör yükümlülükleri olmayacak

• Güçlü rekabet ortamı için tüm işletmecilerin bant genişliklerinin azami ölçüde dengelenmesini istiyoruz

• Nüfusu 10,000 altında olan yerlerde ortak altyapı istiyoruz

• 800 megahertz frekans bandındaki bazı TV yayınlarını 700 megahertze çekeceğiz, böylece 800 bandımız 4G’ye uygun hale gelecek

• 800 megahertzde üç operatör arasında eşit paylaşım söz konusu olacak

• 900 ve 1800 frekanslarını kullanan operatörlerimizin mevcut durumlarını dikkate aldık; bunlar için caps’ler (üst sınır) koyduk

• Belli oranlarda yerlilik şartı getiriyoruz

• Ar-ge yatırımı zorunluluğu getiriyoruz, şu anda 500 kişi olan zorunluluk 750’ye çıkarılacak

• Frekans kullanım ücretlerini aşağı çekici bir mekanizma oluşturmak istiyoruz

şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.  Evet dostlar işte  işin hikayesi bu şekilde vatana millete hayırlı uğurlu olsun.

Kaynak : http://yumurtaliekmek.com/ , http://hurriyet.com.tr

Türkiye, kötü niyetli yazılımların hedef ülkesi oldu

Bilgisayar korsanları son dönemde en çok bankalarla uğraşıyor. Finans kuruluşlarının sistemlerine kötü yazılımla sızan korsanlar mevduat sahiplerinin hesabını ‘truva atı’ yöntemiyle boşaltıyor. Bu, bazen müşterinin anlayamayacağı kadar küçük paralar oluyor bazen de milyonları buluyor. Kötü yazılımlar önceleri ABD ve Avrupa gibi ülkelerin bankalarını hedef yapmıştı.
Şimdilerde en riskli ülkeler Türkiye ve İtalya… Güvenlik ve virüs yazılımları konusunda uzman Rus Kaspersky Lab’ın araştırmasına göre, Türkiye finansal sistemlere etki eden kötü niyetli yazılımlarda yüzde 12’nin üstündeki oranla riskli ülkeler arasında yer alıyor. İddialara göre, yıl başında Türkiye ve İtalya’da gerçekleşen truva atı operasyonunda 1 haftada 500 bin euro hesaplardan uçtu. 190 kişinin hesabından para çalındı. Türkiye’nin hedefte olmasının en önemli sebebi online bankacılık uygulamalarının gelişmiş olması. İnternet bankacılığından yapılan işlemler truva atları tarafından takip edilebiliyor. Bunlardan korunmak için bankaların sistem yamalarını ihmal etmeyip, güvenlik yazılımı kullanması şart.

YARIM MİLYON EURO UÇTU

Sadece bir Truva atı saldırısı bile banka hesaplarından önemli bir miktarda paranın çıkmasına sebep oluyor. Kaspersky Lab uzmanlarının elde ettiği bilgilere göre, 1 hafta içinde yaklaşık 500 bin euronun buharlaştığı iddia ediyor. Olayların neredeyse tümü İtalya ve Türkiye’de gerçekleşiyor. 190 mağdurun hesaplarından kişi başına minimum bin 700, maksimum 39 bin euro arasında para transferi yapılmış. Kaspersky analistleri 20 Ocak’ta olayı fark etmiş.

EN AZ RİSK ÇİN’DE GÖRÜLÜYOR

Kaspersky’nin araştırmasına göre, kırmızı renk ‘en riskli’ ülkeleri gösteriyor. Türkiye yüzde 12’nin üstünde. Rusya, Avustralya ve Afrika’nın bazı bölgeleri sarı renk ile ‘orta risk’li. ABD yeşille ‘düşük risk’li. Koyu yeşil ise sıfıra yakın riski anlatıyor. Bu da Çin gibi online finans sisteminin az kullanıldığı yerlerde görülüyor.

MOBİL RİSKLER ARTIYOR

Kaspersky Lab araştırması mobil cihazlarda risklerin arttığını ortaya koyuyor. Sadece Android tabanlı mobil cihazlarda yüzde 200’ün üstünde bir artış söz konusu. Böyle olunca sürekli yanımızda taşıdığımız akıllı telefonlar büyük risk taşıyor. Pek çok kullanıcının en mahrem bilgilerinin yer aldığı telefonların kamera ve mikrofonları bile bu kötü niyetli yazılımlar aracılığıyla açılıp kapatılabiliyor. Kullanıcıların önemli çoğunluğu risk olmasına rağmen bu yazılımları kullanmıyor.

BULAŞMAYA DİKKAT

Türkiye’de finans ve bankacılık uygulamaları mobil ortamda yaygın olarak kullanılmaya başladı. Kötü niyetli yazılımların önemli bir bölümü de cep telefonu üzerinden yayılıyor. Masum bir mesaj, sosyal ağlarda basit bir uygulama veya tıklama akıllı telefondaki tüm kişisel bilgilerin ele geçirilmesine sebep oluyor.

kaynak : teknolojioku.com

Apple iPhone 6’yı robotlar üretecek

Apple iPhone 6’yı robotlar üretecek

Apple’ın ana Çin üretim ortağı olan Foxconn, iPhone 6 üretimi için fazladan 100 bin işçi alımı yapmıştı. Yeni gelen bilgilere göre fabrika yakın gelecekte “Foxbots” adında 10 bin montaj robotunu bünyesine katacak.

Bu robotların her biri Foxconn’a 20 bin ila 25 bin dolar arasında bir fiyata mal olacak. Ayrıca bu robotların her biri Foxconn’a her yıl ortalama 30 bin cihaz üretecek.  Her yıl 300 milyon cihaz üretecek bu robotlar 24/7/365 gün duygusuz ve isyan tehlikesi olmadan çalışacak.

 

 

Aslında Foxconn’un robot işçi çabası 2011 yılından beri sürüyor ve 2014 yılında tamamlanması bekleniyordu. Fabrikanın son zamanlarda 100 bin işçi alımı yapmasına bakılırsa bir şeyler ters gidiyor olabilir. Yada şirket bu robotlar üzerinde uzun süreli ve kapsamlı bir test yapıyor.

 

kaynak:teknolojioku.com

Teknolojinin Ortadan Kaldırdığı Meslekler

Teknoloji baş döndürücü bir hızda ilerliyor ve bu doğrudan insan hayatını etkiliyor. En güzel örneği de değişen veya tamamen ortadan kalkan meslekler aslında… İşte teknolojinin yok ettiği; ancak bir zamanlar insanların ekmek parasını kazandığı o meslekler… (boredpanda.com)Resim

 Bowling labutu diziciliği

Bowling labutu diziciliği

Bir zamanlar özellikle çocukların rağbet gösterdiği ve cep harçlığını çıkarabildiği bir iş koluydu. Ancak bugün bu işi artık makineler yapıyor.

Uyandırma Servisi

Çalar saatler yerine o yıllar bu işi meslek edinen insanlar para karşılığında insanları uyandırırdı.

Uçak Dinleyiciliği

Elbette radar sistemlerinin hayatımıza girmesinden yıllar önce bu ihtiyacı karşılamak üzere uçak dinleyiciliği olarak da bilinen bir iş kolu vardı. Bu mesleği icra edenler gökyüzünü dinler ve uçakların çıkardıkları motor sesini duymaya çalışırdı. Düşman uçaklarının yaklaşmakta olup olmadığını da yine bu mesleği icra edenler bilirdi.

Fare Avcılığı

Labla Yakıcılığı

Elektriğin henüz olmadığı dönemlerde sokak lambaları, diğer bir deyişle gaz lambalarını düzenli olarak kontrol eden ve bu lambaları yakan iş koluydu.

 

Okuyuculuk

Özellikle fabrika işçilerinin çalışırken sıkılmaması ve gündelik hayattan haberdar olması bakımından bizzat işçilerce kiralanan ve okuma yazması olan bu kişiler gazete ve dergi gibi yayınları fabrika işçilerinin mesai saatleri içinde okurdu.